28 September 2008

2010'u gören ayakta kalır !

Home Trend dergisi için yazdığım yeni yazı ;

Geçen ay Amerika’nın en büyük bankalarından Lehman Brothers’İn üst düzey bir yöneticisi İstanbul’a gelmişti. Gazeteciler bu yöneticiye soruyorlar : Bankanın kötü durumda olduğu söyleniyor acaba doğru mu ? Yönetici cevap veriyor : Bakın soframızda et var , eğer sıkıntı olsaydı et değil, yumurta yedirirdim size… Aradan 1 ay geçti ve bu ay banka iflas ettiğini açıkladı.

Amerikan Bankalarının durumunu bir kenara bırakıp ülkemize bakarsak ; Uzun bir süredir ekonomik kriz , parti kapatma gibi konular gündemdeki ağırlığını korudu. Biz gazete manşetlerine yansıyan bu haberleri es geçip bu krizler perakendeciyi nasıl etkileyecek ve önümüzdeki dönemin olası riskleri nelerdir, bunları irdeleyelim.

Görünen o ki bu krizin en belirleyici etkisi Türkiye’den nakit para çıkışı olacak ve aynı zamanda faizler de yükselecek. Bu ise çok basit biçimde ticaretteki rakamların daha da küçülmesine , ödeme sıkıntısına , mal alım ve satımında vadelerin kısalmasına neden olacaktır. Bu değişimle birlikte perakendeci enflasyonu duracak , sermaye gücü olmayan için yaşama şansı azalacaktır.

Amerika henüz krizin dibini görmedi , Avrupa’ya sıçraması ise beklenen bir gelişme. Bu gelişmeyle birlikte ihracat rakamları biraz daha düşecek , ihracat yapan firmalar küçülme ve maliyetleri kısma yoluna gidecek , iç piyasaya daha da fazla ağırlık vereceklerdir.

Normalde böyle bir yön değişimi yani ihracat yapan firmaların iç piyasaya ağırlık vermesi fiyatların düşmesine neden olur. Ancak, hammadde , petrol ve faizlerdeki artış bu düşüşün önüne geçecektir. Eğer böyle bir fiyat düşüşü gerçekleşseydi otomatik bir tüketim artışı kendiliğinden gerçekleşir ve iç piyasa biraz rahatlayabilirdi. Bu senaryo da şimdilik rafa kalkmış gözüküyor.

Ayrıca bu hammadde artışı ve faizlerden dolayı firmaların fiyat ve vade olarak esneme şansı da kalmayacaktır.Önümüzdeki günlerde rekabet fiyat ve vade noktasından çıkıp pazarlama ve pazarlama stratejileri noktasına kayacaktır. Ürün satma döneminin 2009 yılının sonlarına doğru tamamen ortadan kalkacağını söyleyebiliriz. 2009’da ucuz ürün ve günübirlik alışverişin maliyeti yükselecektir.

2007 de Türkiye % 4,1 büyümüştü , 2008 % 1,9 ‘ lük bir büyüme gerçekleşti. Büyüme hızında hissedilir bir düşüş var. Böyle bir tabloda devlet ve özel sektör yatırımlardan ziyade reformlara yönelecektir.Bu durumda işsizlik gibi problemler sabit kalırken yeni bir vizyon edinme , yapısal reformları gerçekleştirme anlamında iyileşme süreci için fırsat olabilir. Görünen tabloda 2009 sonlarına kadar ekonomideki tüm aktörler ileri atılmak yerine geriye yönelik bir iyileştirme sürecine yöneleceklerdir.

Türkiye 2001’deki gibi bir krizin içine girer mi ? Bence hayır… 95 yılında Meksika krize girdi , 2001 yılında ise Türkiye… Ancak bu dönemlerde ABD gibi ülkeler devreye girerek krizin yayılmasını önlediler. Bugün ki problem ise borç veren ülkelerde de bir kriz ve sıcak para sıkıntısının olması.Diğer taraftan Türkiye’deki olası bir krizi sigorta edecek olan şey; Bankacılık sektörünün % 51’inin yabancıların elinde olması ve zorunlu Avrupa desteğidir.

Özal bugüne kadar bu tür durgunluk dönemlerinde Devlet yatırımlarına yönelerek piyasaya para sürmüş ya da para basmayı tercih etmişti. Piyasaya sürülen bu para ise iç tüketimi körüklemiş bu da enflasyonu arttırmış ve fiyatların sürekli olarak yükselmesine neden olmuştu.Şu anki hükümetin ise IMF ile yaptığı anlaşma gereği böyle bir kısa vadeli manevra şansı yoktur. Önümüzdeki dönem seçimlerin yaklaşıyor olması bir miktar gevşemeye neden olacaktır ama AKP’nin karşısında güçlü bir rakibin olmaması ve tekrar seçilme oranının yüksekliği böyle bir populist hareketin önüne geçecektir. Dolayısıyla kısa sürede bu noktadan da piyasada bir hareketlilik yaşanmayacaktır.

Dünya’da bir kriz olduğu ve nakit para sıkıntısı herkesin bildiği bir gerçek. Ancak henüz biz bu krizin etkilerini hissetmedik. Bizdeki nakit para sıkıntısının en önemli nedenlerinden bir tanesi de iç siyasetteki karmaşadır. Bunu şu şekilde açıklayalım ;

Bir an için fabrikaların tam kapasite çalıştıklarını , işçilerin ücretlerini aldıklarını ve bunu da harcadıklarını düşünelim. Böyle bir ekonomide aynı şekilde bir nakit akışı da olacaktır. Çünkü şirketler sattıklarından para kazanmakta , kazandıkların bu paraları işçilerine ödemekte işçilerde tekrar fabrikaların ürettiklerini alarak ekonomik bir döngü oluşturmaktadırlar

Şimdi de tabloyu biraz karartarak şöyle düşünelim. Birden ekonomide yer alan bireyler paralarını harcamak yerine ellerinde tutmaya karar verirse ne olur ? Bunun nedeni politik bir kriz ya da Anayasa mahkemesinin parti kapatma gibi bir teşebbüsü olabilir.

Burada birey gelecek kaygısıyla gayet mantıklı hareket eder. Ancak , birey için iyi olan her zaman bütün ekonomi için iyi sonuç vermez zira ekonomideki nakit miktarı sabittir.

Harcamaların düşmesiyle otomatik olarak gelirler de düşer. Ve bir süre sonra hiçbir aktör nakit biriktirmeyi başaramaz.İşte , Türkiye’de işlerin durgun olmasının en önemli nedenlerinden birisi para birikiminin sağlanamaması ve güvensizlikten dolayı paranın yatırıma yönelmemesidir.

TwitterTakip

1 comment:

free web site hit counters

Image Hosted by ImageShack.us
 
Image Hosted by ImageShack.us